|
salyangoz Rum. a. (l ince okunur) hay. b. Yumuşakçalardan, bahçelerin nemli yerlerinde yaşayan, sarmal kabuklu küçük hayvan (Helix). Güncel Türkçe Sözlük salyangoz Rum.saliankos Yumuşakçalardan, bahçelerde yaşayan, sarmal kabuklu küçük hayvan (Helix): § “Eski asil zevkle bir salyangoz çirkinliğiyle yapışıyor...” -Ruşen Eşref Ünaydın, Hatıralar I, 17. § “Güner’in çıtırdayan fahişe şehvetine ait, bir takım uyarıcı salyangozlar haline gelen dudakları.” -Attila İlhan, Kurtlar Sofrası, 318. Türkçede Batı Kökenli Kelimeler Sözlüğü salyangoz bk. sümüklüböcek. BSTS / Asalakbilim Terimleri Sözlüğü 1970 salyangoz Osm. helezon (biyoloji) BSTS / Orta Öğretim Terimleri Kılavuzu 1963
|
|
dal (I) a. 1. Ağacın gövdesinden ayrılan kollardan her biri: “Cılız dallar, yeşili fersiz, tırnak kadar yapraklar!” -T. Buğra. 2. Branş. 3. Bir bilim alanının içinde yer alan ana bilim dalında alt alanı. 4. biy. Canlıların bölümlenmesinde, sınıfların bir araya gelmesiyle oluşan birlik, şube. Güncel Türkçe Sözlük dal (II) a. hlk. 1. Arka, sırt. 2. Kol. 3. Omuz: “Belikler dalına dökülür gelir / İnce bel üstüne sal ala gözlüm” -Halk türküsü. 4. Boyun, ense. Güncel Türkçe Sözlük dal (III) sf. Çıplak, yalın: Dalkılıç. Daltaban. Güncel Türkçe Sözlük dal Fr. Branche BSTS / Tıp Terimleri Kılavuzu dal 1. Omuz, omuzbaşı. 2. Kol. 3. Arka, sırt. 4. Boyun, ense. Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü dal Zayıf, ince(hayvan için): Karşılıların o dal ineği var ya, ölmüş. Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü dal Boynuz. Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü dal Çıplak. Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü dal Tam: Dal öğleyin geldi. Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü dal İp üzerine dizilmiş fıstık, badem ya da cevizli pestil. Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü dal Lahana ya da yaprağı. Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü dal Tek, eş: Öküzlerin bir dalı öldü. Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü dal Arka, peş: Daldan gel. Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü dal 1. Ağaç: Bağımızda beş dal erik var. 2. Palamut ağacı. 3. Damlara konulan mertek, kalınca direk. Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü dal Tohumluk olarak ayrılan mısırların birbirlerine bağlanmasıyle yapılan iki metrelik örgü. Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü dal Yemeniye benzeyen bir giyim eşyası. Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü dal Kitap ve defter yaprağı, sayfa. Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü dal 1. Omuz. 2. Sırt. 3. Arka. Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü dal Sırt, arka Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü dal < ET tal: Sırt (Erzincan Merkez) Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü dal Arka, sırt Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü dal < ET tal: dal; sırt; arka; son. || dalına basmak: güçlük çıkarmak; engellemek || wurucun dalından wura: (kargış sözü) || geribin garnına wurmişlar, vay dalım demiş Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü dal Ağaç Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü dal Omuz, . Sırt, arka: Dalımda dura dura kirlenmiş Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü dal Değil Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü dal Sırt, arka, arka taraf Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü dal İng. cladus, phylum Canlıların sınıflandırılmasında kullanılan ve sınıfların bir araya gelmesi ile oluşan birlik. Örnek: Kordalılar (Chordata). Filum, klâdus. BSTS / Biyoloji Terimleri Sözlüğü 1998 dal İng. branch BSTS / Bilgisayar Terimleri Karşılıklar Kılavuzu dal İng. branch Belirli bir bölgede, çokdeğerli karmaşık bir işlevin değerlerinden birisini alan ve türeyen karmaşık işlev. BSTS / Matematik Terimleri Sözlüğü 1983 dal Osm. gusun (biyoloji, botanik) BSTS / Orta Öğretim Terimleri Kılavuzu 1963 dal Fr. branche (tarım) BSTS / Orta Öğretim Terimleri Kılavuzu 1963 dal İng. phylum Şube. BSTS / Su Ürünleri Terimleri Sözlüğü dal Osm. dal BSTS / Tarım Terimleri 1949 dal İng. branch, cladus, phylum 1. Bitkilerin çoğunlukla yapraksız olan, sapın değişik uzunluk veya büyüklükteki küçük sap ve sürgün kısımları. 2. Canlıların sınıflandırılmasında kullanılan ve sınıfların bir araya gelmesiyle oluşan birlik, filum, kladus. BSTS / Veteriner Hekimliği Terimleri Sözlüğü dal Arap alfabesinin sekizinci, Osmanlicanın onuncu harfi (...). Sola dönük bir açı biçiminde yazılırdı. Bu yazılışı yüzünden divan ozanlarınca bel büküklüğünün, derin üzüntünün, karamsarlığın simgesi sayılmıştır: / Muhibbi nin elif kaddin dal eyler / Ağlatuban gözyaşını sel eyler. BSTS / Yazın Terimleri Sözlüğü 1974 dal İng. cladus (karşılık: kladus), (Yun. klados= dal): Canlıların sınıflandırılmasında kullanılan bir terim olup sınıfların bir araya gelmesiyle meydana gelir. BSTS / Zooloji Terimleri Sözlüğü 1963 Dal Köken: T. Cinsiyet: Kız 1. Ağacın gövdesinden ayrılan kollardan her biri. 2. Arka, sırt. 3. Kol. Cinsiyet: Erkek 1. Ağacın gövdesinden ayrılan kollardan her biri. 2. Arka, sırt. 3. Kol. Kişi Adları Sözlüğü Dal bk. Dalton BSTS / Biyoloji Terimleri Sözlüğü 1998
|
|
renk, -gi Far. reng a. 1. Cisimler tarafından yansılanan ışığın gözde oluşturduğu duyum: “Birisi sütsüz çikolata renginde, uzun boylu, geniş omuzlu, Amerikan boksörlerine benziyordu.” -A. Gündüz. 2. mec. Nitelik: İşin rengi değişti. Güncel Türkçe Sözlük renk ( < Far. reng) Renk Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü renk İng. colour 1. Duyulanmanın niteliğinde, ışığın tayfsal bileşim ayrımlarının doğurabilecekleriyle aynı cinsten olan ayrımları gözlemeyi ve ayırt etmeyi sağlayan, görsel bir duyulanmanın belirtisi, ıralayıcı niteliği. 2. "1" de tanımlanan görsel duyulanmayı doğuran ışık uyartılarının (ışık kaynağı ya da nesne) ıralayıcı niteliği. 3. 1" ya da "2" de tanımlanan ama, siyah, gri, beyaz gibi görüler dışında kalan ve bir renksel doymuşluğu olan kırmızı, yeşil, mavi vb. görülerle sınırlanan ıralayıcı nitelik, bk. algısal renk, ruhfiziksel renk. BSTS / Aydınlatma Terimleri Sözlüğü 1973 renk İng. color BSTS / Bilgisayar Terimleri Karşılıklar Kılavuzu renk bk. boya BSTS / Bilgisayar Terimleri Karşılıklar Kılavuzu renk Fr. couleur Açınıklar bazen bir takım renk sıfatlarıyla anılırlar: A parlak, Ü koyu, E duru, ö donuk açınık adını alır. BSTS / Dilbilim Terimleri Sözlüğü 1949 renk İng. colour, color Algılamanın niteliğinde, ışığın görüntüsel bileşim ayrımlarının doğurabilecekleriyle aynı türden olan ayrımları gözlemeyi ve ayırt etmeyi sağlayan, görsel bir algılanmanın belirtisi. Renk bir dalga uzunluğudur. Örnek ; kırmızı, görüntüsü açısından en uzun, mor ise en kısa dalga uzunluğu içindedir. BSTS / Gösterim Sanatları Terimleri Sözlüğü 1983 renk İng. color Halkbilimin en önemli konularından biri olan, insanlık çapında geniş bir uygulama alanı bulan, her toplumun kendi anlayış, yaşantı, gelenek ve göreneklerine göre doğa, doğaüstü ve kültürel olayları simgeleştirmekte kullanılan doğal oluşum, bk. halkbilim, gelenek, görenek, doğa, simge. BSTS / Halkbilim Terimleri Sözlüğü 1978 renk İng. colour 1. Doğrudan ya da üzerine düştüğü nesnelerde yansıma, kırılma, soğurulma gibi olaylar sonucu göze ulaşan ışığın, dalga boyuna göre bilinçte uyandırdığı imge. 2. Belli bir dalga boyundaki elektromıknatıssal ışınımın niteliği. BSTS / Kimya Terimleri Sözlüğü 1981 renk İng. color; colour 1.Işığın sebep olduğu görme duygusu. 2.Bir nesne tarafından yayılan, yansıtılan, kırılan veya geçirilen belirli bir dalgaboyu veya dalgaboyları grubu (400 ile 800 nm arasındaki dalgaboylarındaki ışığın görünümü). BSTS / Kimya Terimleri Sözlüğü (II) 2007 renk İng. colour (ABD: color) Sinema/TV. Belirli dalga uzunluğundaki elektromıknatıs ışınımın gözün ağkatında yarattığı etkinin, merkez sinir dizgesince yorumundan doğan durum. BSTS / Sinema ve Televizyon Terimleri Sözlüğü 1981
|
|
kabuk, -ğu a. 1. Bir şeyin üstünü kaplayan ve onu dış etkilere karşı koruyan, kendiliğinden oluşmuş sertçe bölüm, kışır: Ağaç kabuğu. Meyve kabuğu. Midye kabuğu. 2. Ekmeğin pişme sırasında içinden daha çok sertleşen dış bölümü. 3. gök b. Bir sıvı veya gazı dıştan saran, sert katman: Yer kabuğu. 4. tıp Deri üzerinde bir yaranın veya sivilcenin kurumasıyla oluşan sertçe bölüm. 5. hay. b. Bir hayvanı dıştan örten kitinli, kalkerli, silisli, kemiksi veya boynuzsu örtü, kavkı: “Herhâlde kabuklu bir deniz hayvanının kabuğu kesmiş olacak.” -S. F. Abasıyanık. Güncel Türkçe Sözlük kabuk Fr. Cortex BSTS / Tıp Terimleri Kılavuzu kabuk Fr. Putamen BSTS / Tıp Terimleri Kılavuzu kabuk Fr. Croûte BSTS / Tıp Terimleri Kılavuzu kabuk Kaysı kurusu. Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü kabuk Yonga, odun parçası. Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü kabuk İng. shell Bir hayvanın, meyvenin, bazı yumurtaların, kalkerli, silisli, keratinsi ya da kitinli sert dış örtüsü. Kavkı. BSTS / Biyoloji Terimleri Sözlüğü 1998 kabuk İng. shell BSTS / Bilgisayar Terimleri Karşılıklar Kılavuzu kabuk İng. cemented layer Toprak yüzünde, kimi madensel ve örgensel özdeklerin yığılıp sertleşmesiyle oluşan ince katman. BSTS / Coğrafya Terimleri Sözlüğü 1980 kabuk Osm. kısır BSTS / Dirilbilim Terimleri 1948 kabuk İng. shell Öğecik, özdecik ya da çekin içinde, kimi nicem sayıları eş, erkeleri birbirine yakın eksicik, çekincik topluluğu. BSTS / Fiziksel Kimya Terimleri Sözlüğü 1978 kabuk İng. shell Bir öğeciğin çekirdeği çevresinde dolanan eksiciklerin yerleştiği katmanlardan her biri. BSTS / Fizik Terimleri Sözlüğü 1983 kabuk İng. crust Bir sıvı ya da gaz yuvarlağını dıştan saran sert katman; Yer in kabuğu gibi. BSTS / Gökbilim Terimleri Sözlüğü 1969 kabuk İng. 1 . shell; 2. scale 1. Bohr atom kuramına göre çekirdek çevresindeki elektronların durağan konumlarını belirleyen ve K, L, M... simgeleriyle gösterilen eşözekli yuvarlar. 2— Bir metalin yenimi sırasında yüzeyinde oluşan kalın, görünebilen katman. 3. Bir ısı değiştiricinin gövdesi. BSTS / Kimya Terimleri Sözlüğü 1981 kabuk İng. scale Çeliğin yüzeyinde, ısıl işlem sırasındaki yükseltgenme sonucu oluşan ince oksit katı ya da katları. BSTS / Metalbilim İşlem Terimleri Sözlüğü 1972 kabuk Osm. kışır (coğrafya) BSTS / Orta Öğretim Terimleri Kılavuzu 1963 kabuk Osm. kışır (botanik, astronomi, jeoloji) BSTS / Orta Öğretim Terimleri Kılavuzu 1963 kabuk, kavkı Osm. kavkaa (zooloji) BSTS / Orta Öğretim Terimleri Kılavuzu 1963 kabuk, pul Osm. harşef, kısır (biyoloji) BSTS / Orta Öğretim Terimleri Kılavuzu 1963 kabuk, pul Osm. sadefe (biyoloji) BSTS / Orta Öğretim Terimleri Kılavuzu 1963 kabuk İng. scab 1. Yara yüzeyinde oluşan kabuk. 2. Yara kabuğuyla kaplanma. 3. Evcil hayvanlarda uyuz hastalığı. 4. Bitkisel ve hayvansal ürünlerin dış yüzeylerini örten sert, selülozlu veya kalkerli kısımları. BSTS / Veteriner Hekimliği Terimleri Sözlüğü kabuk İng. shell (anlamdaş. kavkı), Bir hayvanı dıştan örten, kitinli, kalkerli, silisli, kemiksi ya da boynuzsu bir örtü. BSTS / Zooloji Terimleri Sözlüğü 1963 Kabuk Osm. Münhani levha BSTS / Teknik Terimler - Dayanım 1949
|
|